Bilim derlemeleri, hayat denemeleri...

Atom ve Canlı

Atomlar ve canlılar arasındaki ilişkiyi irdeleyiniz : )
Her şeyden önce, bizim şu anda burada bulunabilmemiz için trilyonlarca atomun tuhaf, anlaşılması güç bir lütufkârlıkla bir araya gelmeyi başararak bizi meydana getirmesi gerekti. Atomların bu zahmete neden girdikleri esrarengiz bir konu olsa da, biz olmak atomik düzeyde ahım şahım bir deneyim değildir; atomlarımız bizim için fedakârca uğraşıp didindikleri halde bizi asla önemsemezler. Varlığımızdan, hatta varlıklarından habersizdirler.

Var olduğumuz sürece bizi biz yapan atomların sadakatleri de pek uzun sürmez. Uzun bir insan ömrü bile yaklaşık 650.000 saatten ibarettir. Bilinmeyen sebeplerle başka şeyler oluşturmak üzere sessizce dağılır, çeker giderler.

Yine de hiç yoktan iyidir deyip sevinebiliriz. Çünkü insanoğlunun anlayabildiği kadarıyla, yaşam evren geneline yayılmamıştır ve dünyamızda cömertçe bir araya gelip canlı varlıkları oluşturan atomlar, bunu uzayın başka bir yerinde yapmaktan geri duran atomların tıpa tıp aynısıdır. Örneğin kimya düzeyinde yaşam fevkalade dünyevidir: karbon, hidrojen, oksijen ve nitrojen, azıcık kalsiyum, bir miktar kükürt ve diğer sıradan elementlerden birer tutam. Sıradan bir eczanede bulamayacağımız hiçbir malzemesi yoktur yaşamın. Sizi oluşturan atomların tek özel yanı sizi oluşturuyor olmalarıdır.

Atomlar öyle çok sayıda ve öyle gereklidirler ki, onların var olmaya mecbur olmadıklarını kolaylıkla göz ardı ederiz. Evrenin kendini küçük madde parçacıklarıyla doldurmasını, bazı maddelerin radyoaktif olmasını ya da var olan diğer koşulların olmasını şart koşan hiçbir yasa yoktur. Hatta evrenin var olması bile icap etmez! Çok uzun bir süre için evrende yoktu zaten. Ne atomlar vardı, ne de atomların içinde yüzebilecekleri bir evren. Hiçbir şey yoktu! Hiçbir yerde hiçbir şey yoktu.

Atomların var oldukları gerçeği, bizi buraya getiren şeylerin yalnızca bir kısmıdır. 21. yüzyılda canlı bir varlık olmak ve bunu bilecek kadar akıllı olmak için, olağanüstü bir biyolojik şans zincirinden de yararlanmış olmamız gerekir. Yeryüzünde hayatta kalmak şaşırtıcı derecede zor ve maharet gerektiren bir iştir. Canlılık var olduğundan beri birçok canlı türünün (iddialara göre %99,99’u) artık ortadan kalktığı bilinmektedir. Demek ki, dünyada yaşam yalnızca kısa değil, aynı zamanda yıldırıcı derecede güçsüzdür. Dünya yaşamı var etmekte usta ama yok etmekte daha da usta bir gezegendir.

Yeryüzündeki ortalama varlıklar soylarını yalnızca dört milyon yıl devam ettirirler. Dolayısıyla soyunuz milyarlarca yıl yaşasın istiyorsanız kendinize dair her şeyi, biçiminizi, büyüklüğünüzü, renginizi, türünüzü, aklınıza gelebilecek her şeyi değiştirmeye ve bunu tekrar tekrar yapmaya hazır olmalısınız. Söylemesi kolay, yapması zor bir iştir bu çünkü değişim süreci rasgeledir.

Protoplazmal promordiyal atomik globülden iki ayağı üzerinde yürüyen ve düşünen modern insana dönüşene kadar, soyunuzun çağlar boyu uygun zamanlarda uygun değişimlere uğrayarak yeni nitelikler kazanması gerekmiştir. Dolayısıyla son 3,8 milyar yıl boyunca çeşitli dönemlerde oksijenden önce nefret etmiş, sonra onsuz yapamamış, yüzgeçler, uzuvlar ve gösterişli kanatlar geliştirmiş, yumurtlamış, çatallı dilinizle av yakalamış, tüylenmiş, yeraltında yaşamış, ağaçlara tünemiş, bir geyik kadar büyüyüp bir fare kadar ufalmış, daha birçok hallere girmişizdir. Bu evrimsel değişimlerden en ufak bir sapma olsaydı, şu anda mağara duvarlarından yosun yalıyor ya da ağzınızı lezzetli kum solucanlarıyla doldurmak üzere on sekiz metre derinliğe dalmadan evvel kafanızın üstündeki hava deliğinden hava püskürtüyor olabilirdiniz.

Dünya kurulalı beri kayrılmış bir evrimsel soya bağlı kalacak kadar şanslı olmakla kalmamış, kişisel ecdadınız açısından da aşırı, daha doğrusu mucizevi derecede talihli olmuşsunuz. Düşünün ki, 3,8 milyar yıl boyunca, yani yeryüzündeki dağların, nehirlerin ve okyanusların yaşlarını aşan bir süre zarfında, hem ana hem de baba tarafından tüm atalarınız kendilerine bir eş bulabilecek kadar cazip, üreyebilecek kadar sağlıklı olmuşlar, koşullar tarafından yeterince kollanmışlar ve dolayısıyla birbirlerinden yavru dünyaya getirecek kadar uzun süre yaşamayı başarmışlardır; bu iş için biçilmiş kaftan olan atalarınızdan biri bile, ezilmemiş, yem olmamış, boğulmamış, açlıktan ölmemiş, tuzağa düşmemiş, zamanından önce vurulmamış ve ufacık bir genetik malzemeyi doğru zamanda doğru partnere aktarma yolundaki yaşam gayesinden başka herhangi bir sebeple sapmamış; böylece, nihayetinde şaşılası bir gelişmeyle ve sadece kısacık bir süre için sizi oluşturması mümkün olan yegane kalıtsal kombinasyon zincirinin ve size özel atomik birleşmenin devamını sağlamıştır.

—- 0 —-

Bu yazı Bill Bryson’un ‘Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi’ isimli kitabından derlenerek yazılmıştır.
Doğal Radyoaktivite dersi hocam, Sayın Prof. Dr. Mehmet Nurullah KUMRU’ya ithafen düzenlenmiştir. 01/ 2008

EFK - Şubat 21st, 2008. 3 Yorum Var

3 Yorum yapılmış

  1. METİN KOR Mar 7th 2008

    parçaları bir arada tutan bütündür, bütünü oluşturansa parçalar,atomlar bişey hissetmiyo olabilirler,ama bir araya gelip bizi oluşturdukları için ben, anne ve babamdan önce onlara minnet duyarım…bi de şu devasa ŞANS a,şansın bilince dönüşümüne de tabi…bide atom altı parçacıkların en minikleri QUARKLAR var çok sosyaller her fırsatta bir araya gelip PROTON VE NÖTRONLARI oluşturuyolar ve sadece 6 çeşitler, bide çekirdeğin çevresinde uydu misali elktronlar var onlarda LEPTONLAR ve yine 6 çeşitler ama bunlar yalnızlıktan hoşlanıyo başka parçalarla birleşmiolar…sonuç olarak bütün evren bunlardan oluşmakta, bu quraklar ve leptonlar 3 kuşaklar, bizim görebildiklerimiz 1. kuşak quark ve leptonlar, dediğin gibi atomların da bi ömrü var.atomlar çeşitli nedenlerle bozuma uğradıklarında 2.çeşit quark ve leptonlar onlar da bozuma uğradığın da 3. çeşit quark ve leptonlar ortaya çıkıyo.yalnız 1.çeşit quark ve leptonlar gözle görülür elle tutulurken 2 ve 3. çeşitler birer hayalet edasındalar..stabil değiller..bide tespit edilmiş her madde parçacığının anti maddesi var…madde ve anti madde arasındaki engel kaltığında muazzam bi enerjı ortaya çıkıyo üstelik atık da değil..isviçrede ki cern labaratuarlarında ilk anti madde atomu anti hidrojen atomu 1995 yılında üretilmiş..yani 6 çeşit quark , 6 çeşit lepton ve bide bunların antileri ile bildiğimiz evren 24 çeşit madde den oluşmakta ve biz bunların yalnızca iki tanesinin, 1.kuşak qurak ve lepton ların bir araya gelmesi sonucu oluşan evren hakkında oldukça kısmı bilgi sahibiyiz…görebildiğimiz madde evren dışında bir de göremediğimiz evren var, ama bizim görememiz olmadığı anlamına gelmiyo ve nasıl olduğunu bildiğimiz anlamına da gelmio…bazıları buna BÜYÜK ŞANS zinciri dio, bazıları kozmik bilinç bazıları ALLAH…ama bizim yakıştırmalarımız onda bi değişikliğe sebebiyet vermio..ne dersen de onu anlamak zorundasın çünkü bu his içini kemirip duruyo seni bırakmıyo…ama birimiz şans birimiz kozmik bilinç birimiz allah dio diye birbirimizi yemekten vazgeçmek lazım…işte bu yüzden artık kavga edemeyiz…belki bilardo yüzünden olur…METİN:11/ESEN:2

  2. Yorumun ve bloguma kattığın değerli bilgiler için teşekkür ederim.. Öncelikle senin de vesilenle ilgilenenler için CERN Laboratuvarı ve madde ile ilgili bilgilere erişmek isteyebilecek okuyucular için iki kitap tavsiye etmek istiyorum.
    - Atomaltı Parçacıklar, Steven Weinberg
    - Maddenin Son Yapıtaşları, Gerard’T Hooft
    Bu iki kitabın tamamını okumasamda, belli kısımlarını araştırmalarımda kullanmıştım.

    Ama aslında ben içimizi kemirenin ‘onu(evren) anlamak zorunda’ oluşumuzdan kaynaklandığını düşünmüyorum. Zorunda değiliz… Bazılarımız daha fazla merak edip kafa yoruyor hepsi bu!

    Evreni anlamadaki yakıştırmalarımız doğal merakımızdan ileri gelir, çünkü çevre ve yaşam bütündür.

    Gördüğün gökyüzü, öğrendiğin yıldızlar, yaşamın çeşitliliği, doğa olayları, hepsi ama hepsi üstü örtülmüş ve yakıştırmalara maruz kalmış gerçeklerdir.

    Ve eminim herkes anlamak zorunda hissetmiyor!

    Hatta birçok kimse bu konularda düşünmüyor..

    İşte benim çabam da bundan ileri geliyor.

    Sadece öğrenme gücümüzü küçük yaşlardan itibaren nasıl kullandığımız, toplum ve çevremiz, ailemiz ve bir de bilincimiz, kimin ne düşündüğünü belirliyor; çünkü farkındalık toplumsal ve bireysel bir fenomendir.

    İşte ben bu fenomenlerde büyük yanlışlar ve yanılgılar görüyorum.

    Evreni anlamak kesinlikle bilimsel sorundur.

    (Buna meydan okumak için bir adım atar ve ilahiyatçıların mesela hangi olası yönleri sayesinde bir uzmanlık sahası hak ettiklerini sorarım..!

    Pratikte tartışmasız olmasa bile, bir yaratıcı doğaüstü zekanın varlığı ya da yokluğu açık bir şekilde bilimsel bir sorgudur.

    Evet ya da hayır cevabı olması beklenir.

    İsa yeniden dirilmiş midir?

    Adli arkeologların İsa’nın DNA bulguları sayesinde gerçekten bir babası olmadığını ortaya çıkardıklarını bir düşün!-Richard Dawkins-) Mümkün mü… Bence komik olurdu…

    Evet hepimiz başka bir yakıştırma yapıyor olabiliriz, ama yanlış yakıştırmalarımızın sonuçlarını, iktidarlarda, savaşlarda, üniversitelerde her yerde ama her yerde görüyoruz.

    Birşey dememek benim tarzım değil, bilirsin..

    Tarzımda kavgadan yana değil. Bu düşüncelerle bütün duyguları yaşıyorum.

    Ayrıca bir önerimde var!

    Çocuklar…. Onlardan başlayarak, doğru bilgilerle dolu bir dünya yaratabiliriz ;)

    Saygı ve sevgilerimle

  3. Öncelikle merak ettiğim konuları ararken google vesilesi ile karşılaşrığım bu güzel yazıları oluşturma girişminizden dolayı kutlarım =)

    Güzel yaklaşımlarda bulunulmuş;

    Benim asıl merakta olduğum konu; atomların canlılar üzerindeki varoluş biçimi..

    Örneğin her gün yeni bilmem ne kadar hücrenin oluşumu ve bilmem ne kadar hücrenin ölmesi..ya da yaşlanma..Bu süreçler içinde atomların rolü..Yada hücrenin iç yapısında atomun rolü…

    Veya beynimiz…Sinir hücrelerinden oluşan bir sarmal..Bir çok hücrenin ve dolayısıyla atomun bir araya geliştirerek oluşturduğu bu yapıda atom’un rolü..

    Atom un içindeki elektrik enerjisinin rolü…

    Bu konularda


Bu yazıya yorum ekle