Tanrı Terminolojisi
İnanç söz konusu olduğunda yaşayan tüm insanların bu konuda bir fikri olması icap eder.
Söz konusu evreni anlamak olduğunda, her ne kadar genelde inananlar ve inanmayanlar olarak sınıflandırmaya eğilim göstersek de, aslında bu konuda birkaç terim mevcuttur.
Örneğin bir kişiye ‘dindar’ dendiğinde onun kuşkusuz bir teist olduğunu anlarım.
Dahası bu yazıyı okuyanların çoğu günümüz üç ‘büyük’ monoteist (tek tanrılı) dinden sonuncusu olan İslam dininde yetişmiştir ve özünde bu inanç sistemlerinin üçü de geçmişteki mitolojik resul İbrahim’in izinden gider.
Peki, gerçekten hepimiz öyle miyiz?
Gerçekten de doktorlar, avukatlar, bilim adamları, entelektüeller, büyük gazeteciler, sanatçılar hepsi sıkı birer teist olabilir mi?
Aslında eminim ki, herkesin olmasa da büyük çoğunluğun bu konuda farklı Tanrı yakıştırmaları vardır.
Ama yinede, nasıl ki canlıları alemlere ayırırız.. İnançları da pekala ayırırız.
Bir okuyun bakalım, belki bundan sonra “Yaw, ben aslında panteistmişim “:) diyen falan çıkabilir…
O halde Tanrı inancının terminolojisini bir hatırlayalım.
Bir TEİST, , ilk etapta ana işi evrenin yaratılmasına ek olarak, yönetmek için hala ortalıkta olan ve ilk eserinin sonraki kaderini etkileyen doğaüstü bir zekâya inanır.
Birçok tanrıcı inanç sisteminde, Tanrı insani meselelerle yakın ilişkidedir!
Dua edenlere cevap verir; günahları affeder ya da cezalandırır; mucizeler yaratarak dünyaya müdahale eder; iyi ve kötü eylemlerimizi ne zaman yaptığımızı bilir (ve hatta bunları ne zaman yapmayı düşündüğümüzü de bilir.).
Bir DEİST de doğaüstü bir zekâya inanır ancak bu zekânın eylemleri öncelikle kâinata hükmeden kanunları düzenlemekle sınırlıdır.
Deist Tanrı asla daha sonra müdahale etmez!
Ve insan meselelerine özel ilgi duymadığı kesindir…
Deistlerin Tanrısı duacılara cevap vermez, günahlarla ya da günah çıkarmalarla ilgilenmez, düşüncelerimizi okumaz ve kaprisli mucizelerle müdahale etmez ve dolayısıyla deistler teistlerden bu noktada ayrılır.
PANTEİSTLER de doğaüstü bir Tanrı’ya inanmazlar ancak tanrı kelimesini Doğa’nın ya da Kâinatın ya da işleyişe hükmeden kanunların eş anlamlısı olarak kullanırlar.
Ancak bu eşanlamlılık doğaüstücülüğü içermez.
Deistler ile panteistler arasındaki fark ise, deist Tanrının panteistin kainatın kuralları için belirlediği mecazi ya da şiirsel eşanlam olmaktan ziyade, bir çeşit kozmik zeka olmasıdır.
Kısaca,
Panteizm uyarılmış ateizmdir.
Deizm sulandırılmış teizmdir.
-0-
Teistlikten yola çıkarak başladığımız yolculuğun son noktası ise a-teistliğe varır. Yani Tanrı’nın her hangi bir suretine karşı olmayı benimser.
Benimde içinde bulunduğum bu düşüncede, Richard Dawkins’in de dediği gibi;
“Eleştiri hamlem Tanrı’nın herhangi belirli bir formu üzerine değildir.
Ben Tanrı’yı eleştiririm, tüm Tanrıları, ne zaman ve nerede uydurulduklarını dikkate almaksızın, doğaüstü olan her şeyi ve herkesi..”
En azından ne olduğumuzu bilelim…
–0–
Terminoloji kısmı, Richard Dawkins’in muhteşem eseri, “Tanrı Yanılgısı” adlı kitaptan alınmıştır.
Son derece bilim dolu görüşler için herkes tarafından okunmalı!…
Holeeyyyy ! Beklediğim yazı!!..
because you know i’m craeted by God and i don’t think i’m wrong..
bu yazıya ilk yorum yapan ben olmalıyım diye düşünüyorum esencik!.
ya kusura bakma ama bence bu konuyu biraz acmalıyız.. :))
bu arada teist, deist ve panteist’in içinden çıkamayınca adamlar ateist mi olmuş yani.. :)) bu mudur olay?
dediklerin hep olanlardan sonrası.. yani bişeyler yaratıldıktan sonraki hususlar.. iste olay zaten evrenin ilk seyine dayandığı zaman insanoglu tıkanıyor.. (tıkanmıyor mu yoksa.. :)) ) ama gerçekten hep “ilk”lere gidildiğinde mutlaka bir tanrı kavramı çıkmıyor mu sence??
oowwww KomendıR :)) yeniden..
Beklediğin yazı olduğuna adım kadar eminim desem!.. ; )
Aslında bugüne kadar okumamış olman bile.. bilemiyorum :’(
Hemen bu konuyu geçmek istiyorum :p
Doğrusu bu yazıda hep bir eksik olduğunu düşünüyordum ve sen anında bulmuşsun; bu 12′den vuran bir yorum, ayrıca teşekkür ederim.
Ateistin ne olduğunu tanımlamamışım.. HaYRet : )
Yazımın eksiğini bir sonraki yazıda kapatmak boynumun borcu; ama bu yorumda hemen cevaplanması gereken bir paragraf daha görüyorum..oww : )
Dediklerimin hep olanlardan sonrası olduğunu biliyorum.
Farkındaysan evrendir, evrimdir (:)) adı yok!…
Zaten öncesine hiç değinmemiştim bu yazıda!
Öncelikle böyle beşi bir yerde cevap yazarsan hemen cevap veremem KoMendıR : ) Hem öncesini, hem insanoğlunun tıkanıp tıkanmadığını, hem de ilklere gidildiğinde hep bir Tanrı ile karşılaşıp karşılaşmadığımız en baba üç soru tabir-i caizse : ))
Haziran ayından itibaren rahat rahat evren ve evrim gibi mevzuları tartışmaya başlayabileceğimizi tahmin ediyorum. (Buradan varsa sürekli okuyanlara da söylemiş olayım.)
Ama yine de söylemek istediğim bir kaç bişey var doğrusu…
Öncelikle insanoğlunun tıkanması demek, özellikle bilimin çürüttüğü bir yana gerçek bilimin hiç bir zaman tanımadığı bir fikrin (yaratıcılık) tekrar sınanıp onaylandığı anlamına gelmez! Bu çok saçma olmalı…
Yani “e sen cevabını bilmiyorsan, benimki doğrudur o zaman” lay la lay la lay laaaa… Bu çocukça!
İkincisi hem bunu sonra tartışacağımızı belirtmenin verdiği rahatlıkla, hemde evrenin ilk zamanına gelmeden önce ikinci sorunu daha “basic” bularak, ondan başlama hakkımı kullanmak istiyorum, izninle..
İlklere gidildiğinde mutlaka bir Tanrı kavramı çıkmıyor bence : )
Evet aslında yanıt bu kadar.. Tabii ki bunu da tartışıcaz ; )
Bunu böyle düşünmek için okullarda öğretilenin epey dışında bir tarih bilgisi yetiyor kanaatindeyim…
Örneğin, doğa tarihi (inorganik evrim),
canlı tarihi (organik evrim),
kültür tarihi(sosyal evrim)…
Hepsinden konuşucaz KoMendıR, şimdi uyumalıyım…
(a.m. 04:59) iyi sabahlar
i’m waiting the answers with four eyes!
törkiş ingilişin kralını yaptım beaa :))
ZEİTGESİT adlı film aklıma geldı bu yazıyı okuyunca.Muhtemelen sizinde bildiğiniz gibi o filmde de tanrıları peygamberleri aslında kendi temel özellikleri dahilinde sürekli olarak tekrar eden sadece ufak farkalrla çeşitli kültürlerde hayat bulan semboller olarak niteler.Temellerini eski mısır ve yunan mitolojisindeki tanrı figürlerine dayandırarak aralarında ki benzerlıklere dıkkat ceker ve bu paralelde kültürler içine yerleşmiş olan tanrı ve elçileri imajını acınası inanc hapiseneleri ve bu ekole bağlı kalanlarada inanc mahkumları yakıstırmasını yapar olayı kıbarlaştırarak.
Yerleşik tek tanrılı yahut cok tanrılı dinlerin hangisine olursa olsun eleştiride bulunan insanlara baktığımızda ki bunların ıcıne farklı disiplinlere mensup olanlarda dahil(deistler-panteistler-ateistler …. ) aslında ınkar ettıklerı bır ALLAH bir TANRI yerıne farklı isimlerle farklı görevlerle farklı bir güç koyar.Tanrının hangı formunu eleştirirse eleştirsin kendı ıc dunyasında zor zamanlarında sığındığı cesaret aldığı herseyın ustunde gerektiğinde zamanı durdurabılecek kadar kudretlı gecmısı yeniden şekillendirebilecek kadar becerıklı gelecekteki planlarının gerçekleşmesine yardım edebilecek kadar cömert başka bir SIFATı mutlaka bulundurur.
Biraz geriye dönüp baktığımızda aslında butun dını reddeden akımların mataryelizmden beslendiğini görüyoruz.Öylesye baska bir yazıda okuduğum gibi mataryelizmi de dini reddedenlerin dini olarak algılamak cok yanlıs olmaz.Çünkü nasıl kı eski mısır ve yunan mıtolojısınden beslendiği idda ediliyorsa günümüz dinlerinin artık bellı bır kesımı etkısı altına almıs olan dini reddetme akımıda aynı kısır dongu ıcınde farklı disiplinlere tabi olarak yalnızca farklı ısımler ve ufak tefek değişikliklerle önce hayatta kalma daha sonra yayılma politikasının içine girmiş olarak kabul edebiliriz.
Son olarak bu ayrımların dindarlık-ateistlik bunların arasında kalmıs olan dusunceler ve pozitif bilime gönül vermiş insanlar arasındakı guc ve saygınlık mucadelesınden dolayı çıktığını dusunmek pek de yanlıs olmaz.Olaya neresinden bakarsanız bakın hiç bir din bilim i arastırmayı öğrenmeyı yasaklamaz ve reddetmez.Bunları yapan o dıne mensup elelrındekı yetkıyı kötüye kullanarak kendısınden daha az bılgılı ınsanların hayatlarına yon vermekle egolarını tatmın eden ınsanlardır.Örneklerı ortaçağ avrupası ve gerileme dönemıne gırmıs osmanlı imparatorluğunda çok acık görülmüştür ve malesef gunumuzde de devam etmektedir.”SÜTTEN AĞZI YANAN YOĞURDU ÜFLEYEREK YERMİŞ” atasözü de üstünde durduğumuz konuyu cok guzel özetlıyor.Zamanında sömürülen dini duygulardan canı yanan toplumlar buna karsı bır savunma mekanizması geliştirmişlerdir ki bu ekollerın cıkıs noktalarının avrupa olmasıda aslında düşüncemi desteklemektedir.Sömürülen dırı dırı yakılan cennetten toprak satın alan körü körüne boş vaatlerle savaşlara yollanan avrupalı toplumların tepkileri bugun ki ateistliğin temelini olusturmustur.
Bunlar sadece benım fıkırlerımdi,umarım kımsenın keyfını kaçırmamıs bu guzel sıtenın amacını aşan bir fiil de bulunmamısımdır.