Bilim derlemeleri, hayat denemeleri...

Logos Ailesi

Tarih’den olma Coğrafya’dan doğma Bio Logos, varlıklı bir ailenin prematüre bebeği olarak dünyaya gelmişti.

40’ının üstünde doğum yapan yaşlı Coğrafya, sevgili kocası Tarih’in bu bebeği istediğinden bile emin değildi.

Zaten kendisi de anne değil anneanne olacak yaştaydı.

Anlaşılan tekne kazıntısıydı bizim Bio bebek!

Ama ne yapsındı coğrafya, olmuştu bir kere; başa gelen çekilecekti!

O kadar cılız, o kadar çelimsizdi ki Bio bebek, kimse varlığını devam ettireceğine ihtimal bile vermiyordu.

Başından beri bu bebeği en çok isteyen abla Hidro Logos olmuştu zaten.

Ne vardı baksındı biraz kardeşine.

Öyle de yaptı. Yemedi yedirdi, içmedi içirdi… Kendi gibi yüreği de engindi Hidro Logos’un.

Küvezde geçen günlerin ardından büyük ağabey Jeo Logos’da deli divane oldu biricik kardeşine.

Onun büyüyüp beslenebilmesi için her şeyi yapıyordu.

Yıldızlardan satın aldığı her türlü besini halasının kızı Atmos Fer aracılığıyla Dünya’ya getiriyor abla Hidro Logos’a teslim ediyordu…

- 0 -

Arkadaşlar bu öykü’yü Selim Pusat’a ithafen Domates kategorisine yazıyorum.

Umarım devamı gelir..

“Logos”, bildiğiniz gibi, Latince’de “yasa” anlamına gelen ve -loji olarak Türkçeleştirilmiş bir kelimedir. Bilim dallarının sonuna eklendiğinde (jeoloji, biyoloji vs.), örneğin ‘yer bilim’ anlamını taşıyan ya da ‘canlıları inceleyen bilim dalı’nı ifade etmeye yarayan şekilde kullanılmaktadır.

‘Logos Ailesi ‘de yer kürenin, canlının öylesine, gevezelikten yazılmış bir öyküsü…

Reklam Yazar Sayın Meltem Ruscuklu’nun bir dergide düzenlediği “ekologos” köşesinden esinlenerek yazıldı.

Saygılar

EFK - Mayıs 8th, 2008. 1 Yorum Var

1 Yorum yapılmış

  1. Selim PUSAT May 22nd 2008

    Bir gün bir tesadüf eseri, yeryüzünün efendilerinin insanlığa gerçek diye anlattıkları yalanlardan birinin, hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın gözünün önüne seriliverdiğini düşün. Yeryüzünü tüm gerçekliğiyle bir an için gördüğünü canlandır hayalinde. Tüm vahşiliği, tüm saçmalığı, tüm hainliğiyle.

    Çok büyük bir yalan varmış ortada, her şeyi, tüm insanlığı değiştirecek bir sır. Bu denli büyük bir sırrın gizli kalabilmiş olduğuna inanamadın ilk anda. Sonra yalanın parçalarının her birinin aslında birileri tarafından değişik zamanlarda dile getirildiğini, ama senin bir tesadüf eseri çıplak gözle görmen dışında başka kimsenin gerçeği çıplak gözle görmemiş olduğunu.

    Sorun aslında bu büyük sırrın varlığında değil, senin bu büyük sırrınla ne yapacağında. Kendine saklayamayacağın kadar büyük bir sır ortada, bunu unutma.

    Gidip herkese anlatmak isterdin vakit kaybetmeden, ama biliyorsun kimse sana inanmaz. Yalan öylesine kuvvetli, kandırmaca öylesine güçlü ki.

    Sokaklara çıkıp deliler gibi bağırmak isterdin, parklarda insanların hiç beklemedikleri anda arkalarından yaklaşıp yüzlerine gerçeği haykırmayı. Ama bu büyük sırrı bir kez cebine koyduğunda, ne kadar şiddetli bağırsan da seni kimsenin duyamayacağını bilmek zorundasın.

    İşte şimdi deli neden öfkeli anlıyor musun? Hiçbiriniz onun gibi ölmüyorsunuz her gün. Ve hiçbiriniz ölürken bir şey yapamamanın, aptalca boş lakırdı uğultusunu yaramamanın acısını yaşamıyorsunuz onun gibi.

    Zamanın ruhu dedikleri, tuzruhundan da beter bir zehir….


Bu yazıya yorum ekle